14 Temmuz 2008

silder

bu aralar bi sıkıntı içindeydik. aslında sadece bu aralar değil, ara ara sıkıntısını yaşadığımız bi konuydu fekat geçen gün bu sıkıntıya son noktayı koyduk. bu sıkıntı "siyah saçlı beyaz tenli" insanları tasvir etme sıkıntısıydı. o kişilere saçları yüzünden esmer diyesin geliyor ama değil, tenleri yüzünden bir şey diyesin gelemiyor zaten, hani gotik desen bu siyah saçlı beyaz tenlilerin içindeki bi sınıfmış gibi oluyor, yani hepsini içine almıyor belli bi tarza bürünmüş olanlarını alıyor. ben ve onur bey arkadaşım ve kuzeni bunun üzerine düşündük, bi kelime seçmeye karar verdik, herkes kullansın rahatlasın istedik. esmer, kumral, sarışın gibi tasvir edici bir şey. siyahın "si-"sini aldık, dilberin "-lber"ini. ki esmerin sonundaki "-er"i de almış olduk diyebilirim. silber yaptık. söylemesi zor diye "silder" oldu kelimemiz. bundan sonra böyle kişileri tarif ederken kullanınız. örnek konuşma öbeği : "işte senin boylarında, silder, sıcak kanlı, şen şakrak biri"

05 Temmuz 2008

var ki

küçük özelliksiz bordo telefonumu seviyordum. geçen gün arkadaşımın telefonunu kaydedeyim dedim o küçük ve özelliksiz telefonuma. numarayı ekrana yazdım. işte klasik seçenekler, yeni oluştur, cep telefonu gibi şeyleri seçtim. en sonda da kaydet dedim. ve uyarı yazısı çıktı : "zaten var" ! "sen bu numarayı kaydet diyorsun iyi hoş da, bu numara zaten var be abi" ya da "varmış yahu bu, başka hattı varsa bi de onu al" sıcaklığını bana veren samimi telefonumu, artık daha çok seviyorum. yeni numarayı kaydettikten sonra "bi de çaldır bakalım" demesini bekliyorum gelecek modellerde.

zamanla . . .

bir zamanlar -ki o zamanlar benim küçük olduğum zamanlar- bazı olguları, oluşumları, terimleri bilmezdim. aslında bilmediğim şeyleri araştırmayı seven biriydim ama onları böyle biri anlatsa iyi olurdu ya da ne bileyim dişime göre kafamda şekillendirecek bilgileri bulamıyordum. daha sonra zaman biraz biraz öğretti bunları. hayatın içindeki sohbetler, haberler, duyumlar, öğretim görevlilerinin anlatımları vb. zamanla yoğurdu beni. bunlar nelerdir mesela; siyasettir, salt çoğunluktur, monarşidir, ekonomi kalemleridir, devaluasyondur, gayri safi milli hasıladır, bayındırlık ve iskan bakanlığıdır, tüzüktür, kanun hükmünde kararnamedir vb. yani pek bilmezsiniz de irdeleyisiniz de içinizden pek gelmez aslında. ama zaman bunlar hakkında şöyle şekillendirecek bilgiyi bana verdi(galiba hepimize de veriyor). bi de bakmışım bir şeyler bilmeye başlamışım bu konularda. konuşacak kadar olmasa da anlayacak kadar biliyorum(hep lisan için kullanılan bi tümce olsa da bu, burada da iyi gitti). ama gelin görün ki hala şu "borsa"yı anlamıyorum. bi gün aşina olduğum bi yerinden gireceğim(ki bazen teğet geçtiğimi düşünüyorum) ve yüzeysel bi şekilde fikir sahibi olacağım sanırım. hayatın borsayı biz insanlara öğrettiği yaş ortalama kaçtır, benim kafama ne zaman girecek, onu merak etmekteyim hala . . .

24 Haziran 2008

dinlenebilite

emir beylen otobüste çoğu zaman olduğu gibi ayaktaydık, laflıyorduk. kulağa ilginç gelen, dolgun, kıyıda köşede kalmış, kalmasa bile üzerinde durulmamış Türkçe kelimeler üzerinde kafa patlatmaya gelmişti konu kimbilir nerelerden.
- abi şu koful nası kelime ama, çok dolgun ha
- hakkaten ha ribozom falan yine iyi de koful ne abi kofulll ahaha
- tamam o iyi akılda dursun, bi de dandanakan var benim aklımda bak
- ahah güzel yahu yazmak lazım bunları. dandanakandandanakandandanakan ahahahzaıdua miryokefalon mercidabık falan da iyidir ama dandanakan çok hoş yahu
- mm başka noolabilir
- haa hörgüç. hörgüç nası ya
- ahaıufdshhaf türemiş isim mi acaba
- bilmem ki nası yani
- yani hörgmekten
- ahaha süzgeç, dalgıç gibi yani ahauhah
- yani o şeye binmek hörgmek olabilir ne biliim yıhyıhyıh
- tıtıtıtıth hakkaten ha aslında eve gidince bi lugata bakalım yahu
- peki kapı ağası nasıl bi kelime ??
zzzönk ! hayat o anda bi kaç saniye durmuştu . bu soruyu aniden soran önümüzde oturan teyzeydi .
orç - lulululugata bakma lazım kehkehkeh
derken eski öğretmen teyzemizle muhabbet etmeye ısındık. tanıştık, bizim gibi gençlere ihtiyacımız olduğunu söyledi, şiştik. teyzemiz kaç dakikadır bize kulak kesilmişti bilmiyorum ama biz baya bi süredir onun başındaydık. bence büyük ihtimalle içinde "muhabbete girmeliyim, şşişişiimmmdii .. şşş .. ah olmadı , haah şiiimm...... of olmuyo ya bi kelime bulmalıyım.... mmm... bu olmağğz... ahh şimddiiieerööaaahh kapı aaaaaasıaaa!!" konuşmalarını taşımıştır. ha belki de taşımamıştır bilemem(iddialı konuşmasında tırsan). ama biz sevdik kendisini. ve bi radyo programı yapsak dinlenebileceğimizi anladık. adeta böyle bi tesbit yapayazdık hakahkah
* emir bey kelimeleri yazmamış yazısında, ben yazdım ki benim yazım okunsun, ilgi çekeyim falan diye.
yok be ondan değil, yazmış bulundum yazıyı artık emir bey şimdi silsem hepsini silecem yazı kalmayacak ;p ayrıca bizde kelimeler çoook . ayrıyetten de bulduğumuz kelimelerle bizden daha iyi şarkı yapacak çıkamaz ki , çıkmamalı , çıkarsa telif bizimdir ;p

27 Mayıs 2008

ilköğretim ve lise hayatımızda "okulun son günü ders mi olur yöaaaaa" diye isyan ederdik. üniversiteye geldik, adamlar okulun son günü final adı altında sınav yapıyorlar, kimsenin gıkı çıkmıyor. teessüf ederim.

24 Mayıs 2008

evi karıncalar istila etmişti. onları evimizden çıkarmamız gerekiyordu, zira kedi mamasına girişiyorlardı. annemin de karıncalara gıcık olduğunu gördüm. dedim "karınca yemi diye zehir yok mu fare yemi gibi, öldürsün onları." annem "var var" dedi. o anda bi kaç saniye bi sessizlik oldu, karıncalara daldık. anladım ki annem de benim gibi onların bu çalışkanlıklarına hayrandı. adamlar balkonun betonunu dele dele yollar yapmışlardı. insan böyle bi azme böyle bi iradeye karşı haklarını teslim etmek istiyordu. onları öldürmek içimizden gelmiyordu. yani hani böyle ekmege bulaşanları atarsın, masaya çıkanları silersin ama, zehirleyerek hepsini katletmek de gönül telimize dokunuyordu sanki.
karıncalar hala evimizde. onlara git demenin yollarını arıyorum. her gün bahçeye bir dilim ekmek atsam, evimizi terkederler mi ki diye düşünmeden edemiyorum . . .

11 Mayıs 2008

sn. onur bey , selekler çarşısı yanında asılmış olan şiire dikkatimi çekti. şiiri aynen yazıyorum :
- - -
yeşiller azaldı
betonlar çoğaldı
meydanlar ufaldı
caddeler daraldı
trafik azaldı
yaşamak çok zorlaştı
amma
genelde güzeldir antalya
x
akdenizi kurutan yok
torosları deviren yok
plajları götüren yok
falezler şimdilik ayakta
genelde güzeldir antalya
- - -
bu şiirdeki 'genelde' yazan kısımların gerçekten 'gine de' olmadığına dikkatlice bakınca içimdeki gülme tomurcukları büsbütün patladı. eve gelince şiiri internette buldum. meğerse şiirin aslındaki söz 'gine de' imiş. hatta şiirin adı 'gine de güzeldir antalya' imiş. ama bu gine, ülke olan gine değil tabi (öf) şiir tarık akıltopuna aittir. ayrıca genelde yerine gine de de yazsa, şiir komiktir, ahuhahua diye yarılmalıktır .
ek olarak bu türdeki tek şiir bu değildir , devamı için

04 Mayıs 2008

pişt

fazla laf atılası bir insanım sanırım. herkese olur mu bilmiyorum. dün galatasaray forması aldım, o elimde arkadaşım onur beylen gezinmeye başladık. önce bir kafede sakallı uzun saçlı görevli abi "aaa taraftar forması mı kaça aldın?" diye meyletti. müşterilerin huyuna gitmek, emperyalizm, satış pazarlama müşteri memnuniyeti gibi şeyler kafamızda dönse de samimiydi sanırım o abi. daha sonra başka bir abi de geldi(o da orada çalışanlardan). bir arkadaşı duyacağı şekilde "bana da birileri alacaaaadı da, hatta şort çorap takım halinde borçları vardı da, ne zaman alır bilemem" diyerek formamı alıp üstüne tutaraktan konuştu. derbi iddiasını kazanmış. daha sonra dolmuşa atladım başka bir yere gittim. iner inmez yanımdan inen, abi vasfından biraz daha büyükçe biri "galatasaraylı mısın" dedi. afallayarak "hehe e-evet" dedim. "ben de beşiktaşlıyım" derken elindeki torbayı gösterdi. kartal yuvası torbası içinde muhtemelen forma vardı onun da. gülümsedik ve o hızlı adımlarla uzaklaştı. daha bitmedi bi de şurda şöyle oldu demek isterdim ama olmadı. sonuncusuna şaşırdım ama ben, öyle bu kadarcık mıydı gözleriyle bakmayın ekrana, üzmeyin beni. kehkeh

televizyadan

* * * "bakalım mahmut tunceri güldürebilen biri çıkabilecek mi ?" mahmut tuncer showda rastgeldiğim bir durumdu bu. yaklaşık 5-6 kişi somurtan mahmut tunceri güldürmeye çalışıyorlardı. sanırım o kısmın en adlandıramadığım, mantığıma oturtamadığım kısmı mahmut tuncerin ayakkabısının çıkarılıp ayağına dokunarak gıdıklamaya çalışılmasıydı(neden sorusunun cevabını anlamlandıramadım yani aklımda). öff anlatamayacağım daha, yaşamak lazımdı.
bir kaç dakika sonra kanallar taranırken (zaplamak) tekrar mahmut beye rastgeldim. evlenecek bayanın ailesinden izin belgesinin gelmesi bekleniyordu. gelmedi. canlı yayında evlilik gerçekleşmedi. o yaşta kızın evlenmesinin mi , canlı yayında hayır işler gibi gösterilmesinin mi , daha nesinin . . . (bilerek çok saçma bir cümle kurdum çünkü cümlenin sonu çok sert bitebilirdi , ortamı germek istemedim , blogumun formatı bu değil ;p)
* * * tvdeki evlendirme programında kapalı gençlerimiz geliyor , talipleri de geliyor tabi. anlayamadığım, pek bir şey gözükmüyor, arada bayaa kumaş var, içinden ne çıkacak kim bilir. yanlış anlaşılmasın yorum yapmıyorum da duruma anlam veremediğimi belirtmek istiyorum.
* * * çocuk-bebek sesiyle yapılan şarkılar veyahut çocuk-bebek seslendirmeleri içeren reklamlardan hiç hoşlanmıyorum, hatta irrite olup tiksiniyorum. çok vıcık vıcık ve fazla yapmacık geliyor sanırım. çocukları fazla bilgisiz gösteriyorlar çoğu zaman. bana öyle geliyor yani. arada bir (evy babyden gomutanım gibi) sevdiklerim de çıkıyor. hatta sadece bunu begendim de diyebilirim. acaba bu tür reklamlarda ay şu çocuk çok tatlııı, ay çok saf yerim ben bunuu falan diyen, bu reklamları seven var mı? varsa söyleyin, merak ediyorum yani, varsa iyi yapıyorlar bir şey dediğim yok. bu reklamları seven yoksa yapmasınlar ;p ama bence canlı canlı tatlı çocuklar gibi şirin olmuyor hiç bir reklam(anlatım bozukluğu olsa da siz anladınız).

03 Nisan 2008

gitmek istediği yere gidecek dolmuş yerine aynı numaralı olup gitmek istediği yerden gelen dolmuşa binmeye hamle eden teyzenin dramı :
şoför - soğuksu'ya gitmez bu teyze, karşıdan binicen .
teyze - nepçim 9 numara bu !
- - - son - - -