15 Eylül 2008

Transseksüel tavuk

'' İsveç'te bir günde ibiği çıkan, kuyruğunda tüyleri büyüyen ve horoz gibi ötmeye başlayan tavuk korkuttu. Hammar-Malmgren(kümes sahibi), sabah uyandığında, bir yerine iki horozun öttüğünü duyduğunu, kalkıp baktığında tavuklarından birinin değişime uğradığını gördüğünü söyledi. ''

13 Eylül 2008

Fahişeliğin kitabı yazıldı

'' . . . İngiliz The Sun gazetesinde yer alan habere göre: Teksaslı eski fahişe Amanda Brooks, mesleğin inceliklerini yazdığı bir kitapta okurlarıyla paylaşıyor.2 üniversite mezunu ve uzun yıllar internet üzerinden yaptığı bu işi bir iş kadını gibi yöneten Amanda Brooks'un kitabının kapağında şu yazı yer alıyor: Hayat kadını olmanın zihinsel ve fiziksel temel prensipleri. . . . ''

11 Eylül 2008

Alanya'da sokakta bikini yasağı önerisi

'' . . . RAMAZAN OLDUĞU İÇİN ETKİLENDİM / 4 gün önce yaşadığı bir olayı anlatan AKP’li Belediye Meclis Üyesi Şükrü Sadullahoğlu, “Sokak ortasında 20 santim bile gelmeyen bir mayo giyen turist gördüm. Ramazan ayı olduğu için bu manzara beni etkiledi ve 'hanımefendiye' böyle bir mayoyla şehrin ortasında ne yaptığını sordum. Kendisi hiç bir uyarı olmadığı için mayoyla dolaştığını ifade etti. Demek ki belediye tarafından yeterli uyarı yapılırsa turistler çarşı içinde ve alışveriş merkezlerinde böyle açık saçık dolaşmayacaklar” diye konuştu. . . . ''

yeni çehre , yine detaylar . . . vee . . . Topyekün Detaylar

merhaba arkadaşlar, bloguna hoşgeldin orçay ;p blog sessizliğime son verdim gençler. bu sessizliğim gerçek hayatta öyle sükunetle geçmedi. ama blogumu özlemek için blog açısından kendimi bi süreliğine sineye çekmiştim. ve gerçekten de özledim yazı yazmayı, beynimin kıvrımlarında dolaşan detayları size bu kanaldan aktarmayı. ek olarak da düşündüm ki yenilik olmadan olmuyor. Topyekün Detaylar, Yüzeyel Detayların formatına bazı başka eklentiler katılmış haliyle aramıza geliyor. yani böyle düşündüm, iyi olur değil mi sevgili okur :j bu eklentiler benim bir çok şeyden esinlenmemden şekillenecek. yani uyarayım şimdiden ''aaa bu aynen şey yahu'' ''bak adam nası araklamış'' demeyin. yazıların keyfini çıkarın. mesela farklılıklar olsa da ''bihter abi''(bir zamanlar gazetede yer alan, hala küpürlerini sakladığım, ünlülerin gaflarıyla dalga geçen küp şeker abimiz) tadını yakalamak istiyorum. bunu da tarçın abi isimli karakterimle yakalamaya çalışacağım. artık ne kadarını yakalayabilirsem benim için o kadar memnuniyet vericidir yıh yıh. gündemdekilere de değinmek istiyorum şu anki mizah dergilerindekine benzer. hem böylece sizlerin de takibinden kaçmış olan bazı ilginç olayları, detayları, benim blogum sayesinde takiplersiniz, farkındalaşırsınız. ek olarak yüzünüze bi tebesüm de konmuş olur. bence hiç de fena değil :j eveet bal okur, yenilenmiş yüzüyle, Topyekün Detaylar karşınızda..da...da...a.....

14 Temmuz 2008

silder

bu aralar bi sıkıntı içindeydik. aslında sadece bu aralar değil, ara ara sıkıntısını yaşadığımız bi konuydu fekat geçen gün bu sıkıntıya son noktayı koyduk. bu sıkıntı "siyah saçlı beyaz tenli" insanları tasvir etme sıkıntısıydı. o kişilere saçları yüzünden esmer diyesin geliyor ama değil, tenleri yüzünden bir şey diyesin gelemiyor zaten, hani gotik desen bu siyah saçlı beyaz tenlilerin içindeki bi sınıfmış gibi oluyor, yani hepsini içine almıyor belli bi tarza bürünmüş olanlarını alıyor. ben ve onur bey arkadaşım ve kuzeni bunun üzerine düşündük, bi kelime seçmeye karar verdik, herkes kullansın rahatlasın istedik. esmer, kumral, sarışın gibi tasvir edici bir şey. siyahın "si-"sini aldık, dilberin "-lber"ini. ki esmerin sonundaki "-er"i de almış olduk diyebilirim. silber yaptık. söylemesi zor diye "silder" oldu kelimemiz. bundan sonra böyle kişileri tarif ederken kullanınız. örnek konuşma öbeği : "işte senin boylarında, silder, sıcak kanlı, şen şakrak biri"

05 Temmuz 2008

var ki

küçük özelliksiz bordo telefonumu seviyordum. geçen gün arkadaşımın telefonunu kaydedeyim dedim o küçük ve özelliksiz telefonuma. numarayı ekrana yazdım. işte klasik seçenekler, yeni oluştur, cep telefonu gibi şeyleri seçtim. en sonda da kaydet dedim. ve uyarı yazısı çıktı : "zaten var" ! "sen bu numarayı kaydet diyorsun iyi hoş da, bu numara zaten var be abi" ya da "varmış yahu bu, başka hattı varsa bi de onu al" sıcaklığını bana veren samimi telefonumu, artık daha çok seviyorum. yeni numarayı kaydettikten sonra "bi de çaldır bakalım" demesini bekliyorum gelecek modellerde.

zamanla . . .

bir zamanlar -ki o zamanlar benim küçük olduğum zamanlar- bazı olguları, oluşumları, terimleri bilmezdim. aslında bilmediğim şeyleri araştırmayı seven biriydim ama onları böyle biri anlatsa iyi olurdu ya da ne bileyim dişime göre kafamda şekillendirecek bilgileri bulamıyordum. daha sonra zaman biraz biraz öğretti bunları. hayatın içindeki sohbetler, haberler, duyumlar, öğretim görevlilerinin anlatımları vb. zamanla yoğurdu beni. bunlar nelerdir mesela; siyasettir, salt çoğunluktur, monarşidir, ekonomi kalemleridir, devaluasyondur, gayri safi milli hasıladır, bayındırlık ve iskan bakanlığıdır, tüzüktür, kanun hükmünde kararnamedir vb. yani pek bilmezsiniz de irdeleyisiniz de içinizden pek gelmez aslında. ama zaman bunlar hakkında şöyle şekillendirecek bilgiyi bana verdi(galiba hepimize de veriyor). bi de bakmışım bir şeyler bilmeye başlamışım bu konularda. konuşacak kadar olmasa da anlayacak kadar biliyorum(hep lisan için kullanılan bi tümce olsa da bu, burada da iyi gitti). ama gelin görün ki hala şu "borsa"yı anlamıyorum. bi gün aşina olduğum bi yerinden gireceğim(ki bazen teğet geçtiğimi düşünüyorum) ve yüzeysel bi şekilde fikir sahibi olacağım sanırım. hayatın borsayı biz insanlara öğrettiği yaş ortalama kaçtır, benim kafama ne zaman girecek, onu merak etmekteyim hala . . .

24 Haziran 2008

dinlenebilite

emir beylen otobüste çoğu zaman olduğu gibi ayaktaydık, laflıyorduk. kulağa ilginç gelen, dolgun, kıyıda köşede kalmış, kalmasa bile üzerinde durulmamış Türkçe kelimeler üzerinde kafa patlatmaya gelmişti konu kimbilir nerelerden.
- abi şu koful nası kelime ama, çok dolgun ha
- hakkaten ha ribozom falan yine iyi de koful ne abi kofulll ahaha
- tamam o iyi akılda dursun, bi de dandanakan var benim aklımda bak
- ahah güzel yahu yazmak lazım bunları. dandanakandandanakandandanakan ahahahzaıdua miryokefalon mercidabık falan da iyidir ama dandanakan çok hoş yahu
- mm başka noolabilir
- haa hörgüç. hörgüç nası ya
- ahaıufdshhaf türemiş isim mi acaba
- bilmem ki nası yani
- yani hörgmekten
- ahaha süzgeç, dalgıç gibi yani ahauhah
- yani o şeye binmek hörgmek olabilir ne biliim yıhyıhyıh
- tıtıtıtıth hakkaten ha aslında eve gidince bi lugata bakalım yahu
- peki kapı ağası nasıl bi kelime ??
zzzönk ! hayat o anda bi kaç saniye durmuştu . bu soruyu aniden soran önümüzde oturan teyzeydi .
orç - lulululugata bakma lazım kehkehkeh
derken eski öğretmen teyzemizle muhabbet etmeye ısındık. tanıştık, bizim gibi gençlere ihtiyacımız olduğunu söyledi, şiştik. teyzemiz kaç dakikadır bize kulak kesilmişti bilmiyorum ama biz baya bi süredir onun başındaydık. bence büyük ihtimalle içinde "muhabbete girmeliyim, şşişişiimmmdii .. şşş .. ah olmadı , haah şiiimm...... of olmuyo ya bi kelime bulmalıyım.... mmm... bu olmağğz... ahh şimddiiieerööaaahh kapı aaaaaasıaaa!!" konuşmalarını taşımıştır. ha belki de taşımamıştır bilemem(iddialı konuşmasında tırsan). ama biz sevdik kendisini. ve bi radyo programı yapsak dinlenebileceğimizi anladık. adeta böyle bi tesbit yapayazdık hakahkah
* emir bey kelimeleri yazmamış yazısında, ben yazdım ki benim yazım okunsun, ilgi çekeyim falan diye.
yok be ondan değil, yazmış bulundum yazıyı artık emir bey şimdi silsem hepsini silecem yazı kalmayacak ;p ayrıca bizde kelimeler çoook . ayrıyetten de bulduğumuz kelimelerle bizden daha iyi şarkı yapacak çıkamaz ki , çıkmamalı , çıkarsa telif bizimdir ;p

27 Mayıs 2008

ilköğretim ve lise hayatımızda "okulun son günü ders mi olur yöaaaaa" diye isyan ederdik. üniversiteye geldik, adamlar okulun son günü final adı altında sınav yapıyorlar, kimsenin gıkı çıkmıyor. teessüf ederim.

24 Mayıs 2008

evi karıncalar istila etmişti. onları evimizden çıkarmamız gerekiyordu, zira kedi mamasına girişiyorlardı. annemin de karıncalara gıcık olduğunu gördüm. dedim "karınca yemi diye zehir yok mu fare yemi gibi, öldürsün onları." annem "var var" dedi. o anda bi kaç saniye bi sessizlik oldu, karıncalara daldık. anladım ki annem de benim gibi onların bu çalışkanlıklarına hayrandı. adamlar balkonun betonunu dele dele yollar yapmışlardı. insan böyle bi azme böyle bi iradeye karşı haklarını teslim etmek istiyordu. onları öldürmek içimizden gelmiyordu. yani hani böyle ekmege bulaşanları atarsın, masaya çıkanları silersin ama, zehirleyerek hepsini katletmek de gönül telimize dokunuyordu sanki.
karıncalar hala evimizde. onlara git demenin yollarını arıyorum. her gün bahçeye bir dilim ekmek atsam, evimizi terkederler mi ki diye düşünmeden edemiyorum . . .