01 Temmuz 2009

Tüyolla

orçay ahkam kesme merkezi gururla sunar - - - bütsüz bi insan nası olunur? işte sınav için tüyolar . . .
öncelikle uzun bi aradan sonra yazı yazmanın mutluluğunu sizinle paylaşmak isterim ki mutluluklar paylaşıldıkça artar. bu suskunluğun ardından gelen yazı ukalaca ve "ulan adam sınıfı geçmiş tabi, rahat rahat ötüyo artiz" nidalarına sebep olabilir. fakat bu yazıyı hem bazılarına belki yardımcı olur hem de tecrübelerden çıkarılan derslerin bi derlemesi olur diye yazıyorum. aslında yazasım olduğu için yazıyorum da. yazı biraz tıbba yönelik gibi dursa da her bölüme uyarlanabilir sanırım. her neyse..
şimdi dikkat edilecek noktaları gözden geçirmeye başlayalım.
1- herkesin bildiğini bil.. bu konu çok söylenen bi laf olsa da bir kez daha belirtmekte yarar gördüm(yani bana ait bi laf değil ;p) doğru bi laftır. herkesin bildiğini kesin bil. sonra üzerilerine başka şeyler de öğrenebilirsin. ama bildiğin temel şeyler seni kurtarır.
2- derslere gir.. bütün derslere girmeye çalış ki neler anlatılmış olduğunu az çok bil, ipin ucunu kaçırma. derste uyusan da gir yani. evde uyumaktan daha yararlıdır ;p not almayabilirsin. aslında derste hocanın önemli dediği noktaları da iyice not al, elinde not varsa yıldız takımlarıyla donat o bölümü.
3- pratiklerdeki mühim kısımları iyi belle.. pratikte kağıda küçük notlar alırsın, orada geçen hususlar derste hocanın önem verdiği yerler gibi mühimdir.
4- verimli çalış.. geldik civcivli bi bölüm olan günü gününe çalışma durumuna. her sene başında kendine "ulan bu sene günü gününe çalışıcam" şeklinde yeminler etme. gerek yok.ha çalışabilirsen çalış tabi de bu bi ekol meselesi, sonradan olmuyor ;p son haftalarda hızlı ve konsantre çalışmak çok önemli benim bahsettiğim stilde. ama yumurta kapıya dayandığı için "çalışamıyorum yaaa off puff" haykırışlarının esamesinin bile okunmaması lazım yoksa bütün kapıları açılıverir şaşar kalırsın ;p gerçi sınav yaklaştığı için yusuflar insanı "çalışamıyorum"dan ziyade konsantreyi arttırıcı yöne kaydırıyor. hızla ve bi konu üzerinde uzun süre durmadan çalışmak çok önemli. uzun süre bi konuda durursan bil ki konsantre olamıyorsun ona, hemen geçiver sonra bir daha bakınca anlarsın. ha bi de şuna değineyim. "hiç çalışmadan geçtim abi yaa"lar sizi yolunuzdan çıkarmasın. siz çalışın. işiniz bu sonuçta heheh. çalışmaya başlayacağın günü iyi planla ve o gün sıkı biçimde başla. günlük, kısa kısa, sınav yaklaşıyor baskısıyla of puflayarak çalışmanın bi anlamı ve kalıcılığı olmayacaktır. çalışmadan geçen günleri "mm çalışsam mı ki"lerle boş geçirmek yerine iyiy bir plan yaparsan, çalışmadığın günlerde çalışacağın günler için güzel moral depolarsın. böylelikle pleysteyşınından, sinemandan, birandan, barından kısmamış olursun :D ders çalışma periodu öncesi eğlenmek iyidir. bi de ek olarak eğer o günkü amaçladığın yeri halletmişsen, aralara kaçamaklar koymak makuldür. iyice abanayım yahu bitsin erkenden hepsi demeye gerek yoktur. tabi sınav arifesine denk gelmemek koşuluyla. o iyice yakın 1-2 gün sınava konsantre olmak daha yeğdir.
5- ders notlarına güven.. kendi notlarını alan insanlar da iyidir tabi ama doğru ders notuna güvenmek de kafidir. bütün ders notlarına abanmak da bi o kadar gereksizdir. doğru ders notunu seçmek de derslere girip-yani 2. kural- az çok fikir edinmiş olmakla sağlanabiliyor. slaytlardan yola çıkarak da mühim bölgeler anlaşılabilir. aslında slaytlar ve ders notları kraldır :D
6- altlarını çiz.. bu altlarını çizerek oku anlamına gelmesin. önemli yerlerin altlarını kendi seçtiğin güzel bi renkle çiz. o zamanki ruh haline göre renk değişebilir, dikkatini toplayacağın renkler iyidir. ama coşup hepsinin altını çizmeye kalkma. seçici ol. mühim yerler şu renk, daha mühimler bu renk, en mühimler ise bu renk gibi çeşitlemeler de akıl karıştırıcı olacaktır, gerek yok. daha önce çıkmış ya da üzerine düşülen konuları çerçevele-yıldızla. orayı bi cümbüş alanına çevir.
7- aralarda kahve iç, çikolata atıştır. pharmaton kullan.. kahve bilindiği üzere konsantreyi arttırır. uykuyu açar. yanında çikolata, gofret gibi -ki özellikle sevdiğimiz bi biskrem, bi snickers olabilir- gıdalar da enerjimizi artırır, dersteki mutsuzluğu kırabilir. pharmaton benim kullandığım uğurlu bulduğum bi vitamindir. herkes farklı bi vitamin kullanabilir ama bu bi ayrı gelir bana. şimdi burdan övmeyeyim bu maddeyi ama yüz yüze gelelim, o zaman anlatayım ;p bi multivitamin kullanmak, ders çalışma dönemimizdeki meyve sebze yiyemeyişimizi dengeleyerek metabolizmamızın çatlamasını önler.
8- sözlü tüyoları.. sözlüye girecek hocanın konularını ve sormayı sevdiği kısımları iyi bil. zor bi hoca olursa ümitsizliğe kapılma. bu sözlüler daha zevkli geçer. kaybedecek bir şeyin yoktur. moralli olup bilgine güvenmen, kendinden emin olman ve bu duruşu sergilemen yeterlidir. kendinden emin olurken hocayla iddialaşmaya girmemek gerekir tabi. hoca eğer seni yanıltmaya çalışıyorsa bunu 1 kez dener. eğer 2. kez "emin misin, bi daha düşün" diyorsa o konuda çok diretmemek lazım. dediği gibi bi daha düşünmek hoş olur ;p klasik olan "bilmiyorsan, mm bakmıştım ama hatırlayamadım, de" sözü de güzeldir, kullanılır. sonuçta atarsan ve tutmazsa, 2 konuyu bilmediğin ortaya çıkar. tabi tutarsa işler değişir. bazen bu kumar oynanır da abartmamak gerek. sözlü iyi bir sahnedir. bilgini güzelce sunmaya çalışmak gerekir. gelen soruları bilmiyorsan bildiğin yerlerden yola çıkarak sesli düşünme metoduyla alt metinde "bakınız ben bunları bunları da biliyorum" mesajı vermek güzeldir. çok uç noktalara da kaymamak gerekir, şovu hakim olduğun konu üzerinden yapacaksın ve bu yüzden bi gazla uzak diyarlara açılmaya, riske girmeye gerek yoktur. çok emin olduğun konuda sağlam bi şekilde savunma yapman-saygıda kusur etmeden tabiki-, sana artı olarak yansıyacaktır. hocanın yönelttiği sorunun cevabı olan extrem bi bilgiyi bilmek de büyük bi artıdır. fakat bunlar çetin geçen sınavlarda, temelleri bilemeyince oluşan yan yollardır. sözlüde bi kaç soru bilemeyince yıkılmamak ve sözlünün devam ettiğini, düşününce hatırlanabilecek yerlerin olduğunu unutmamak gerekir. yani arka arkaya gelen yumrukların sonucunda-özellikle zor hocalardan gelen darbelerdir bunlar, guardını alamazsın- havlu atmamak bizi mutlu sona ulaştırır.
vee bi bakmışsın, başarmışsın. bunların yanında şans da önemli tabiki. ama şans moralli olmakla geliyor gibi görünüyor. karşımıza çıkan negatife çekilebilecek durumların sonucunda teslim olmamak gerekir. bunlar çoğunlukla göreceli negatif olup, kendi hoşumuza giden yanları olabilecek konulardır.
orçay öğüt verme, ahkam kesme, her şeyi ben bilirimcilik oynama merkezinden şimdilik bu kadar. şimdilik bu kadar demem, daha sonra da böyle olacak anlamına gelmesin. zira ben tırstım kendimden, böyle biri değilim ben, ne içirdiniz bana, nerdeyim ben . . . ;p

31 Mart 2009

Bura

hep derim ki antalya garip haberlerin-olayların başkenti. seçim gününde de 2 saçma olay yaşandı. biri hüzünlü tabi ama yine de garip. kaybeden muhtar kazanan muhtarı vuruyor. adam kazandığına sevinememiştir. saçmalık. diğer haberse komik neyseki. yine antalyada geçen bu olayda, orta yaşta amca bir seçmen, oy kullanırken zarfın içine 400 lira koyuyor yanlışlıkla!cebinde taşıdığı muhtarlık kağıdını zarfa koyarken,yine cebindeki paralar da zarfa girivermiş. işte bi yerlere başvurmuş ve parasını alabilmiş. oyu geçersiz sayılmış. neler oluyor caanım memleketimde ;p seviyorum burayı

14 Mart 2009

hastanede asansörle yukarı çıkarken, asansör bi katta durup kapısı açılınca asansördeki amca ve teyze arasında geçen bir diyalog:
amca - 1 kat aşaaa inemiyolla
teyze - e yukarı çıkıyok ya
amca - olsun, bi kat aşaaa inemiyolla
teyze - e aşağı inmiyolla yukarı çıkıyolla
amca - bi kat aşaaa inemiyolla (tekrar ederek ses tonu azalır)

08 Mart 2009

Yaşananlardan kesit kesit

* * * "arap saçı, kuzu kulağı, turp otu, gelincik, ebe gümeci, labada, şevketi bostan..." bunlar cuma akşamı yediğimiz ot popporisinden sadece bir kaçının ismi. sağlıklı beslenmek apayrı bir şeymiş :D
* * * Bakan Unakıtan'ın eşi Ahsen Unakıtan şöyle konuşmuş: " Önce her zamanki gibi Rabbime şükrediyorum. Bakan Türk milletine hizmet aşkı dolu bir insan. Hacettepe’ye grip nedeniyle başvurmuştuk. Damarlarının tıkalı olduğunu öğrenince kabullenemedim. Bakan, by pass gerekiyorsa bu olacak, ben sadece sana ait değil bundan sonra milletinde Unakıtan’ıyım ben dedi. Kemal Bey hastalığının tedavisi için Rabbime sordum. Nerede ameliyat olması daha iyi olur?' diye. İçime bir his doğdu, ABD'deki Cleveland diye... gösterdi. Rabbime şükürler olsun. "
yoruma gerenk yok :D
* * * yabancı gelin. halimle gelusa. bunu da bloga kayıt düşmek istedim. daha da laf etmem bu konuda :D

14 Şubat 2009

Dolmuştayız

akşam saat 10a 10 vardı. dolmuşta herkes günün yorgunluğu ve dolmuşun rehavetiyle hafifçe sallanmaktaydı. ta ki şoför "arkadaki bayan, sanırım sizden para almadık" deyinceye kadar. giriş biraz agresiflik, gergin bi ortam havası yaratsa da aslında öyle değildi. antalyada dolmuşlar 9 buçuktan sonra hafif mizahi olur, karikatür kokar. şoförün hafif arka çaprazında kaykılarak oturan hafif kıro abimiz "almayıver yahu, sevgililer günü bugün olsun o kadar yıh yıh" dedi şoföre. "hee oldu. ev sahibi de benim sevgililer günümü kutlasın sonra di mi" dedi şoför dikizden bakarak. dolmuş kıh kıh kıh halinde gülüştü. kıro abimiz gayet şendi. birine telefon açtı, telefondakine "reis! sevgililer günün kutlu olsun ahahahah" dedi. onu gidi muzur onu. bunların üzerine parayı ödemeyen bayan hariç bütün dolmuş "parayı ödemedik mi acaba" diye gocundu. 1 dk sonra o bayan da gocundu sanırım çünkü şoförün yanına bi bayan gitti bişi dedi. ben bunlar olurken hiç arkaya dönüp bakmamıştım "kim bu ödemeyen kadın yaa" şeklinde. önümdeki teyzeler çok dönüp baktı, ben de teyze gibi davranmayayım diye mi bakmadım bilmem. hayır baksam teyze de olmayacağım aslında. gayet şık olduğum için dönüp bakmamış da olabilirim. "ceket-gömlekli isen hızlı hareketler yapılmaz, ağır başlılığı korumak, kalıbının hakkını vermek lazım" psikolojisi de olabilir bu. o yüzden emin değilim şoförle konuşan bayan o bayan mı. hikayeyi böyle ortada bitirmek istemezdim ama, böyle oldu. ben istemez miyim dolmuşta bi sinerji yaratalım, anca bu oldu işte. yıh yıh yıh

01 Şubat 2009

- naptın
- hiiç naabim
- ben de onu diyorum zaten. 1 aydır bişi yazmamışsın
- öyle abi yazasım var da gelmiyo bişi aklıma şöyle sürükleyici olarak
- hiç bişi yapmazsan gelmez tabi aklına
- yok be oğlum nerden baksan 1 hafta ders çalıştım temiz
- temiz?
- en azından
- nerden baksan?
- öeh. öncesindeki 1-2 hafta da "oğlum çalışsam mı lan yavaştan" stresiyle geçti desen etti 3 hafta
- kaldı 1 hafta
- tatil abi. tatilde blog yazılır mı ehik ehik
- ahaha mal
- yazsam yazılır aslında. emir bey'in de yer aldığı trtnin 41. yıldönümündeki kutlamada gösterilen eski görüntülerden birinde mahmut tuncer'in ilk yılları vardı mesela. ne çığırmış öyle şarkı söylerken, tip desen bi ilginç. gerçi pek değişmemiş hala hahah
- oğlum izleyemedim ben onu ya
- bi de "deniz ve mehtap" diye başlayan şarkıyı karadeniz şivesiyle yorumlamışlar eskiden, o da iyiydi. "deniz ve mehtap, sordilar senu, nereyesun?" ekekekek
- ahaha iyiymiş
- sen şunu duydun mu: "bu ne lahana bu ne turşu"
- zuhaha o ne lan
- bülent uygun demiş maçtan sonra hahahah
- iyi de bunlar da ocağın son günü olmuş olmasın
- olsun olmasın oğlum ne farkeyler. yazı oldu mu olmadı mı ona bak sen
- oldu olmadı
- olduğu kadar
- olmança
- adriana lima . . . . .

30 Aralık 2008

2009

rüzgar değdiği teni kesercesine esiyordu. bu şehir uzun süredir böyle soğuk görmemişti. antalya ise kendine "bu şehir" diye hitap edilmesini belki de hiç görmemişti, sonuçta istanbul değildi. sol elimde tenimi kesen, "bu şehrin" rüzgarı değil, ucuz alkolün metal kutusunun soğukluğuydu. dalga pek yoktu, keza deniz kokusu da pek gelmiyordu. sağda dağlar adeta bi tablo çizercesine sınırları keskin, çoktan batmış güneşin son ışık huzmelerini de engelleyecek şekilde duruyorlardı. önümden rüzgarla beraber geçen dumandan sonra "abi" diye lafa giriş sesi geldi. "özel günler hiç bişi değiştirmiyor ya" diye ekledi. "öyle abi" dedim. sonuçta yıllardır yıl değişiyor. hiç birinde sonraki gün kendimi havaide bulmadım. "havai" de çok havai oldu ama işin havaisinde tabi değilim. geriye sayıyorsun, yıl bitiyor. sonraki gün "ya ben böyle demiştim ama asıl şu şekilde katılıyordum sana" diyen çıkmadı. geriye saymadan geçilen yıllar da öyle. doğum günü olsun mumları üfliim "hoop bambaşka bi diyardayım lan", olmadı böyle bişi. olması da saçma aslında. sonunda 31 aralık da 1 ocak için bir "dün". ben bunları düşünürken yine bi ses geldi. hışır huşur. elini montunun cebine atmıştı. "yapma abi" dedim. "dur be oğlum" dedi. "ya çıkarma şunu, kullanmasını bilmiyorum zaten. zaman zaman mutlu da oluyorsun, seviniyorsun da ama yıprandığın oluyor aralarda, baya üzülüyorsun, acı koyuyor da tam bilemiyorum ya bi dengesini bulamıyorum, bi ayarı yok" dedim. "aga bu farklı ya" dedi. "nesi farklı ya. hem daha erken oğlum. kim bilecek ki bunu kullandığımızı abi. ha işin sırrı 1 gün erken halletmekse, bilmiyorum abi." "hah işte sen de kararsız kaldın bak. bi dene, nolur oğlum bi kez de böyle olsun." dedi üsteleyerek. istemediğin bir şeyde çok kararlı da olsan, gelen sorulara tam cevap veremediğinde, o kadar da karşı değilmişsin gibi duruyor. onu yapmanı isteyen kişi soruları arttırarak "tamam bakalım olsun o zaman" cevabını kapabiliyor. yine öyle olacak diye düşünürken aklıma geldi "oğlum sen demedin mi ya, özel günler bişi değiştirmiyor diye, şimdi yaptığına bak yaa" dedim. arkadaş gazına mı getiriyordu beni-ulan şunu bi gaza getireyim de, muhabbet olsun şeklinde-, yoksa kendi de yaptığına inanıyor muydu anlayamamıştım. derken cebine giden elini kavradığım elimi salıvermişim. hemen çıkarıverdi 2009u. "sahilde gezerken buldum oğlum, ne var işte ikimiz paylaşalım, bi daha nerede bulacaz" diyor. "abi yine beklentileri yükseltiyorsun bak, dikkat et, bişi değişmeyecek işte." "abi ne olur ne olmaz, bi de böyle deneyelim" derken "öff durup dururken iş çıkarıyon, şurda atkının içinden boynuma doğru soğuk girmesin diye iki büklüm durmuş, ufka dalarken, senin uğraştığın şeye bak" diye aniden parlıyorum. insan plan dışı fikre, çabuk adapte olamıyor sonuçta. "iyi lan iyi, girersin sen de milletle. bok var sanki kodumunun 2008inde" diyor. tam yutacakken "dur dur dur oğlum" diyorum "taam lan taam, böl ikiye de birlikte girelim". sonuçta bişi olsa ikimize de olacak diye içimden geçiriyorum. tek kişiye olan ile 1den fazla kişiye olan farklıdır, daha rahatlatıcıdır toplu olan. "o kadar yılbaşı, doğum günü geçirdik. bi 5 cm boyumuz uzadı mı, bi de böyle deneyelim bari ne kaybederiz. birayla içilebiliyo mu bu lan, yanlış bişi olmasın, bütün yıl motorumuz bozuk olmasın, soğuğu da yedik zaten bi yandan akakaka". "yok be abi, yalnız ben bi şu cuğarayı bitiriim, yeni yaktım ziyan olmasın" diyor. ulan tam gaza gelmişken, bi de cigara molası çıktı başımıza derken bi anda rüzgar yine kesiveriyor tüm soğuğuyla. off ne esiyo baaa demeye kalmadan, rüzgar, altındaki sigara kutusuyla beraber 2009u sahile doğru fıydırıveriyor. "hay mınakiii uçtu gitti yaa. bu karanlıkta bulamayız da oğlum çakılların arasında" diyorum. o ise baya rahat görünüyordu. biraz geriye kaykıldı, sigarasından deriin bi nefes aldı ve "boşveer, şimdikilerde ne değişti. yine hiç bişi değişmeyecekti. 31 aralık bitince herkesle beraber gireriz, salla" dedi. başımı aşağı doğru eğdim. atkımın üstünden soğuk girmesini istemiyordum . . .

01 Kasım 2008

Erkekler ve Berberler

berberdeyken, kendimi teslimiyetçi bi şekilde berberin ellerine bırakınca, yine istediğim şekli anlatabilmek yerine "abi kısa olsun işte ya ama öyle çok da kısa olmasın taranabilsin aslında, işte ama kısa olsun ama makine ile alınmış kadar da olması yaa" diye manasız kalınca, şuna karar verdim ki 3 tip erkek vardır :
1 - berberin yaptığı saç yakışan erkekler
2 - berberin yaptığı saç yakışmayan erkekler
3 - 3 numara yakışan erkekler
1 numaralı erkekler, berberden çıkınca şık, kendine güvenen, tarz insanlar olurlar. aynaya bakıp "çok iyi oldu abi yaa" derler, saçını kestirdiği için mutludur. saçını kestirdiği pek anlaşılmaz.
2 numaralı erkekler, berberden çıktıktan sonra bi garip hissederler kendilerini. "abi çok mu kısa oldu ya" "şu enseyi fazla mı bırakmış acaba" "üstlerden biraz kalsın dedik de adam olduğu gibi bırakmış yahu" şeklinde soru-düşünce baloncukları eve gidip ilk aynaya bakışlarında oluşur. saçlar biraz uzayıp kendini toparladıklarında iyi olurlar, ki bu genelde 1 haftayı alır. bu kişilerin bu 1 haftanın özellikle ilk 3 günü saçının kesildiği net anlaşılır, dalga da geçilinebilir, zor günlerdir 2 numaralı erkeğimiz için.
3 numaralı erkekler, berbere nasıl yapacağını tarif etme aşamasını hızlı geçtikleri ve berber tarafında yorumlanabilir bi tarz olmadığı için rahat bi gruptur. zira "3 numara olsun abi" demeleri yeterlidir. 2 numaralı erkekler "acaba 3 numaralı erkek miyim" diye 3 numaraya kazıtmayı denemişlerse de, bu saç kesiminden sonra genelde 2 numaralı erkek olduklarını anlamışlar ve yine saçlarının toparlanmasını beklemişlerdir.
biraz daha düşününce 4. bi grup daha olduğunu buldum. onlar "uzatayım gitsin, bana uzun saç yakışıyor" diyen erkek grubudur. bu grupta 2 numaralı erkekler bulunduğunu düşünüyorum. zira saçlarını kestirme riskine girmek istemiyorlardır, kestirdikten sonraki buhranlı günleri geçirmek istemedikleri için. ha ek olarak uzun saç gerçekten yakışıyor olabilir tabi.
bu kadar...

23 Ekim 2008

Didem'in göğsü yandığı ile kaldı

" Galatasaray'ın 2006 yılında Etiler Şamdan'daki şampiyonluk kutlamalarında elindeki meşaleyi oyuncu Didem Erol'un gömleğinin içine düşürerek göğsünün yanmasına yol açtığı iddia edilen Murat Aslan hakkında karar çıktı. Hakim, o gece pek çok kişinin elinde meşale olduğunu, Aslan ile ilgili inandırıcı delil bulunmadığını belirterek sanığın beraatına karar verdi. Didem Erol “Ameliyat olsam da göğsümde iz kalacağını söylediler. Oyuncuyum, iş kayıplarım oldu” diyerek Aslan'dan şikayetçi olmuştu. "

21 Ekim 2008

Eurovision’da Türkiye’yi kimin temsil edeceği belli oldu

'' Belçika’nın “Eurovision’da bizim için yarış” teklifini reddeden Hadise, Türkiye’yi temsil edecek. Kararı AKŞAM’a açıklayan TRT Genel Müdürü ‘Sponsorları iyi. Bu yüzden tanıtımı ucuza gelir’ dedi TRT Eurovision için son kararını verdi ve Belçika’da yaşayan şarkıcı Hadise’nin Türkiye adına yarışacağını ilan etti. Kurumun belirlediği ismi ilk kez açıklayan TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, “Düzenlediğimiz anketin sonucunu dikkate alarak bizi Hadise’nin temsil etmesine karar verdik” diye konuştu. TRT, Mayıs 2009’da Moskova’da yapılacak yarışma için aday sayısını ikiye indirmiş, Şebnem Ferah ile Hadise finale kalmıştı.
ŞOVU ÇOK GÜZEL “Ben henüz Hadise’yle tanışmadım, görüşmedim” diyen TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, neden Hadise’de karar kılındığını ise şu sözlerle anlattı: Kliplerini izledim. Çok iyi şov yapıyor. Güzel bir hanımefendi. Yurtdışında yaşadığı için yabancı dili de çok iyi. Bir de çok iyi sponsorları var. EMI, önemli bir marka ve Hadise’nin sponsorluğunu yapıyor. EMI’ın bu konumu nedeniyle, TRT’nin tanıtım konusundaki eksikliklerinin de giderileceğini düşünüyorum. Birçok şey, bu sponsorluk sayesinde TRT’ye maliyeti daha az olacaktır. ''